Marmomac, 60. yılında ilk kez University of Verona iş birliğiyle International Award for Sustainable Excellence’ı başlattı. Makinelerden yazılıma, kimyasallardan start-up’lara kadar taş endüstrisinin tamamını kapsayan ödülün arkasındaki mesaj, ödülün kendisinden daha önemli: Doğal taş sektöründe sürdürülebilirlik artık kurumsal sunumların son sayfasına eklenen bir çevre söylemi değil. Üretim maliyetinden kaynak kullanımına, teknolojiden uluslararası pazarlara erişime kadar rekabetin yeni şartlarından biri haline geliyor.
Doğal taş sektörünün sürdürülebilirlik konusunda elinde çok güçlü bir başlangıç noktası var. Taş dayanıklı, uzun ömürlü ve doğrudan doğadan gelen bir malzeme. Ancak 2026’nın dünyasında yalnızca “doğal” olmak, bir malzemenin sürdürülebilir olduğunu anlatmaya yetmiyor. Artık soru değişiyor: Taşı hangi yöntemle çıkardınız, ne kadar enerji ve kaynak kullandınız, üretimde ne kadar kayıp oluştu, atığınızı ne yaptınız, teknolojiniz bu tüketimi azaltabiliyor mu ve bütün bunları ölçüp belgeleyebiliyor musunuz? Marmomac’ın 60. yılında University of Verona ile birlikte ilk kez düzenlediği International Award for Sustainable Excellence tam da bu dönüşümün ortasında ortaya çıktı. Ödülün amacı yalnızca çevreci projeleri alkışlamak değil; teknolojik yenilik, üretim verimliliği ve sorumlu kaynak yönetimini aynı çerçevede değerlendirmek.
BEŞ KATEGORİ ASLINDA BEŞ MESAJ
Ödülün yapısı bile sektörün nereye doğru gittiğini anlatmaya yetiyor. Machines & Plants, Tools, Software, Chemicals ve start-up’lara ayrılan Eureka Award olmak üzere beş kategori oluşturuldu. Değerlendirme kriterleri ise teknolojik yenilik, endüstriyel uygulanabilirlik ve doğal taş tedarik zincirinin sürdürülebilirliğine katkı olarak belirlendi. Burada önemli bir zihniyet değişimi var. Sürdürülebilirlik yalnızca ocakta başlayan ve “çevre” başlığı altında değerlendirilen ayrı bir mesele değil. Makinenin kullandığı enerji, kesimin hassasiyeti, üretim hattının verimliliği, kullanılan kimyasal, yazılımın optimizasyon kapasitesi ve üretim artığının yeniden değerlendirilmesi aynı denklemin içine giriyor. Başka bir ifadeyle artık daha çevreci üretim ile daha verimli üretim birbirinden kopuk iki hedef değil; aynı problemin iki yüzü.
TÜRKİYE’DEN ÖDÜL: DERELİ MADENCİLİK
Marmomac 2026’nın ilk International Award for Sustainable Excellence yarışmasında Türkiye yalnızca jüri masasında temsil edilmedi; ödüllerden biri de Türkiye’ye geldi. Dereli Madencilik, Marble-SAND projesiyle Machines & Plants kategorisinin birincisi oldu. Proje, mermer ocaklarında ortaya çıkan yan ürünleri kuru ve kapalı devre bir prosesle işleyerek doğal kuma alternatif olabilecek yeni bir ürüne dönüştürmeyi amaçlıyor. Böylece yıllardır taş endüstrisinin önemli sorunlarından biri olarak görülen ocak yan ürünlerine başka bir gözle bakılıyor: Bertaraf edilmesi gereken bir yük olarak değil, yeniden ekonomik değere dönüştürülebilecek bir hammadde olarak. Dereli Madencilik örneği sürdürülebilirliğin yalnızca daha az tüketmek anlamına gelmediğini; dün atık dediğimiz malzemeden yarının hammaddesini yaratabilmek anlamına da geldiğini gösteriyor.
EN SÜRDÜRÜLEBİLİR TAŞ, ÇÖPE GİTMEYEN TAŞTIR
Marmomac 2026’nın farklı bölümlerini birlikte okuduğumuzda ilginç bir ortak nokta ortaya çıkıyor. Teknoloji bölümünde yapay zekâ ve görüntüleme sistemleri taşın damar yapısını analiz ederek kesim kararlarını iyileştirmeye çalışıyor. Waterjet ve gelişmiş CNC sistemleri daha hassas üretime imkân veriyor. Tasarım tarafında ise taş parçaları ve üretim artıkları yeniden mimari ve tasarım malzemesine dönüştürülüyor. Bunların hepsi farklı disiplinler gibi görünebilir. Oysa aynı noktada birleşiyorlar: Bir bloktan daha fazla kullanılabilir ürün elde edebilmek. Üretimde kaybedilmeyen her santimetre taş yalnızca daha fazla ürün anlamına gelmez; çıkarma, taşıma, kesme ve işleme için harcanan kaynakların da daha verimli kullanılması anlamına gelir.
ATIK KELİMESİNİN ANLAMI DEĞİŞİYOR
Marmomac 2026’da bu düşüncenin tasarım karşılığını da gördük. Parasite 2.0, geri kazanılmış traverten parçalarını çelik bağlantılarla farklı ölçeklere uyarlanabilen modüler bir sisteme dönüştürdü. Marmomac & The City’de Fabio Novembre’nin Rough çalışması farklı biçim, kalınlık ve renkteki mermer artıklarını yeniden bir araya getirerek yeni bir tasarım nesnesi yarattı. Fallacara’nın küratörlüğündeki araştırmalarda ise taş tozları ve üretim artıklarının 3D baskı ve geri dönüştürülmüş malzeme sistemleri içinde değerlendirilmesine kadar uzanan çalışmalar karşımıza çıktı. Geleceğin taş fabrikasında “atık” olarak tanımlanan şeyin miktarı azalabilir; çünkü bugün değersiz kabul edilen malzeme yarın başka bir üretim sürecinin hammaddesi olabilir. Bu noktada sürdürülebilirlik bir maliyet kalemi olmaktan çıkıp ekonomik fırsata dönüşmeye başlıyor.
YAZILIM DA ÇEVRE TEKNOLOJİSİ OLABİLİR
Ödülde Software kategorisinin bulunması özellikle dikkat çekici. Çünkü sürdürülebilirlik denildiğinde sektörün aklına genellikle filtre sistemleri, su arıtma veya enerji tasarruflu makineler geliyor. Oysa dijitalleşme bambaşka bir alan açıyor. Bir yazılım bloktan alınabilecek optimum plakaları hesaplayabiliyorsa, üretim planlamasını iyileştiriyorsa, makinenin gereksiz çalışmasını azaltıyorsa veya arızayı oluşmadan önce tahmin ederek üretim kayıplarını önleyebiliyorsa çevresel performansa da katkıda bulunuyor. Böyle bakıldığında yapay zekâ, sensörler ve üretim verisi yalnızca fabrikanın hızını artıran teknolojiler değil; aynı zamanda kaynak kullanımını optimize edebilecek araçlar. Bu nedenle birkaç konu önce söylediğimiz “fabrikanın yeni hammaddesi veri” düşüncesi sürdürülebilirlik açısından da geçerli.
TÜRKİYE JÜRİDE
Ödülün Türkiye açısından dikkat çekici bir tarafı da uluslararası jüride İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’dan Uygulamalı Jeoloji Profesörü Atiye Tuğrul’un yer alması. Jüride ayrıca University of Turin’den Giovanna Antonella Dino, University of Salamanca’dan Dolores Pereira Gómez, tasarımcı Raffaello Galiotto ve maden mühendisi Claudia Chiappino bulunuyor. Bilimsel koordinasyon ise University of Verona’dan Marco Cristani ve Eros Radicchi ile International Marble Institute’tan Paolo Marone tarafından yürütülüyor. Bu yapı ödülün yalnızca bir fuar organizasyonu olarak tasarlanmadığını gösteriyor. Jeoloji, akademi, mühendislik, tasarım ve endüstrinin aynı değerlendirme masasında buluşması özellikle önemli.
DOĞAL OLMAK ARTIK YETMİYOR
Marmomac’ın 2026 tarihçe dokümanında kullanılan yaklaşım belki bütün konuyu tek başına özetliyor: 2026, sürdürülebilirliğin ek bir anlatı katmanı olmaktan çıkıp uluslararası pazarlara erişim açısından yapısal bir gereklilik haline geldiği dönem olarak tarif ediliyor. Aynı belgede Avrupa’daki ESG düzenlemeleri, Green Deal ve mimarlarla tasarımcıların düşük etkili malzemelere artan ilgisi nedeniyle taş sektörünün güvenilir ve ölçülebilir bir sürdürülebilirlik anlatısı oluşturmasının önemine dikkat çekiliyor. Buradaki iki kelime özellikle önemli: ölçülebilir ve doğrulanabilir. Çünkü önümüzdeki dönemde “Biz doğal bir ürün üretiyoruz” demek giderek daha az yeterli olacak. Enerji tüketimi, karbon ayak izi, kaynak kullanımı, ürünün ömrü, yeniden kullanım potansiyeli ve çevresel performans belgeleri ticaretin diline daha fazla girecek.
EPD BİR GÜN PASAPORT GİBİ OLABİLİR
Bu dönüşüm doğal taş sektörü açısından özellikle önemli. Büyük mimari projelerde malzemelerin çevresel etkilerinin karşılaştırılması giderek daha sistematik hale geliyor. EPD gibi çevresel ürün beyanları ve yaşam döngüsü verileri, üreticinin yalnızca ne sattığını değil, sattığı ürünün çevresel profilini de ortaya koyuyor. Bugün bazı pazarlarda rekabet avantajı olan bu belgelerin yarın belirli projelere girebilmenin temel şartlarından biri haline gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Bu durumda bir doğal taş firmasının ihracat kapasitesini yalnızca ocak rezervi, fabrika büyüklüğü veya makine parkı belirlemeyecek. Ürünü hakkında ne kadar güvenilir veri sunabildiği de belirleyecek.
TÜRKİYE İÇİN FIRSAT MI, TEHLİKE Mİ?
Türkiye açısından mesele tam burada kritik hale geliyor. Güçlü rezervlerimiz, büyük üretim kapasitemiz ve ihracat tecrübemiz var. Ancak dünya pazarı çevresel performansı daha fazla ölçmeye başladığında rekabet şartları da değişecek. Bu dönüşüme erken hazırlanan şirketler açısından sürdürülebilirlik yeni bir pazarlama sloganından çok daha fazlasına dönüşebilir. Enerji ve su tüketimini azaltan, üretim kayıplarını düşüren, atığını yeniden değerlendiren, dijital üretim sistemlerine yatırım yapan ve çevresel performansını belgeleyebilen şirketler yalnızca çevresel açıdan değil, ekonomik açıdan da avantaj kazanabilir. Geç kalanlar açısından ise aynı süreç yeni bir ticaret bariyerine dönüşebilir. İşte Marmomac’ın yeni ödülünün gerçek önemi burada: Mesele kimin kupa aldığı değil, sektörün bundan sonra neye göre değerlendirileceğinin değişmeye başlaması.
YEŞİL OLAN MI KAZANACAK, VERİMLİ OLAN MI?
Belki ikisi artık aynı şey. Daha az enerji harcayan makine maliyeti de azaltıyor. Daha hassas kesim yapan teknoloji malzeme kaybını da düşürüyor. Suyu geri kazanan sistem doğal kaynağı korurken işletme ihtiyacını azaltıyor. Üretim artığını yeni ürüne dönüştüren tasarım hem atığı azaltıyor hem yeni ekonomik değer yaratıyor. Bu nedenle doğal taş sektörünün geleceğinde sürdürülebilirlik ile rekabet gücünü birbirinden ayırmak giderek zorlaşacak. Dün soru şuydu: Bu makine ne kadar hızlı üretiyor? Bugünün sorusu: Ne kadar verimli üretiyor? Yarının sorusu ise muhtemelen şu olacak: Bunu kanıtlayabiliyor musunuz? Doğal taşın sürdürülebilirlik konusunda anlatacak güçlü bir hikâyesi var. Ancak geleceğin pazarında hikâye tek başına yetmeyecek. Rakam gerekecek, veri gerekecek, belge gerekecek. Ve belki de sektörün yeni rekabet alanı tam olarak burada başlayacak.
Kaynak: Marmomac 2026 resmi basın materyalleri ve International Award for Sustainable Excellence sonuçları. Stone Times editoryal çalışması.







