Mazot, enerji, doğal gaz, işçilik, nakliye, navlun, vergi ve harçlar yükselirken döviz kurundaki artış aynı tempoyu yakalayamıyor. Maliyetlerini Türkiye’de karşılayan, ürününü dünya fiyatlarıyla satmak zorunda olan doğal taş ihracatçısı giderek daralan bir makasın içinde kalıyor.
Maliyet Türkiye’de, fiyat dünyada
Türkiye’de ihracatçının önündeki sorun artık yalnızca müşteri bulmak değil. Bulduğu müşteriye, rakip ülkelerle rekabet edebilecek bir fiyat verebilmek.
Çünkü ihracatçının hesabı son derece basit ama bir o kadar acımasız bir denklem üzerine kurulu: Maliyet Türkiye’de oluşuyor, satış ise dünya pazarında yapılıyor.
Bir doğal taş üreticisini düşünelim. Ocağında kullandığı iş makinesinin yakıtından fabrikasındaki elektriğe, doğal gazdan işçiliğe, yedek parçadan sarf malzemelerine, iç nakliyeden liman giderlerine, vergilerden harçlara kadar neredeyse bütün maliyet kalemleri yükseliyor. Finansmana erişimin maliyeti de bu tabloya eklendiğinde üreticinin üzerindeki yük daha da ağırlaşıyor.
Ancak aynı üretici dünyanın karşısına çıktığında bütün bu maliyet artışlarını fiyatına yansıtamıyor. Çünkü dünya pazarı Türkiye’deki maliyetleri dikkate alarak fiyat belirlemiyor.
Müşteri bizim maliyetimizi ödemiyor
Amerika’daki, Avrupa’daki ya da dünyanın başka bir bölgesindeki alıcının önünde Türkiye var; ama aynı masada Brezilya, Hindistan, Çin, İran, Mısır ve diğer üretici ülkeler de var. Alıcı taşın kalitesine, rengine, sürekliliğine, teslim süresine ve elbette fiyatına bakıyor.
Türk üreticisinin elektrik faturasının ne kadar arttığı, işçilik maliyetinin hangi seviyeye geldiği ya da mazota ne kadar ödediği alıcının problemi değil. Fiyat yüksekse alternatifine bakıyor.
İçeride maliyetler yükselirken döviz kurundaki artış bu maliyet artışlarının gerisinde kaldığında üreticinin önünde iki seçenek kalıyor: Ya fiyatını yükseltip pazar kaybetme riskini göze alacak ya da kârından vazgeçerek müşterisini korumaya çalışacak. Her iki yolun da uzun vadede sürdürülebilir olmadığı açık.
| “Maliyet Türkiye’de yükseliyor. Fiyatı dünya belirliyor. Kur ise aradaki farkı kapatamıyor.” |
İki yıllık tablo ne söylüyor?
| Gösterge | 2 yıl önce 2024 | 1 yıl önce 2025 | Bugün 2026 | 2 yıllık artış |
| Motorin | 42,96 TL/L | 53,90 TL/L | 96,34 TL/L | %124,3 |
| Net asgari ücret | 17.002,12 TL | 22.104,67 TL | 28.075,50 TL | %65,1 |
| OSB doğal gazı | 11,38 TL/Sm³ | 15,00 TL/Sm³ | 18,00 TL/Sm³ | %58,2 |
| Dolar/TL | 34,2013 | 41,5974 | 49,16 | %43,7 |
Not: Motorinde 2024 ve 2025 için Ekim aylık ortalamaları; 2026 için 5 Ekim İzmir pompa ortalaması kullanılmıştır. Dolar/TL’de 2024 ve 2025 için 5 Ekim hafta sonuna denk geldiğinden en yakın önceki işlem gününün TCMB satış kuru; 2026 için 5 Ekim güncel piyasa kuru kullanılmıştır. Doğal gaz, Bursa OSB’de elektrik üretimi dışı sanayi kullanım tarifesidir.

İhracat yapmak başka, para kazanmak başka
Türkiye yıllardır ihracat rakamlarını konuşuyor. Kaç milyar dolar ihracat yaptığımızı, hangi pazarda ne kadar büyüdüğümüzü ve hangi ülkeye daha fazla mal sattığımızı tartışıyoruz. Ancak artık başka bir soruyu da sormamız gerekiyor: İhracatçı yaptığı ihracattan para kazanabiliyor mu?
İhracat rakamının yükselmesi tek başına sağlıklı bir ihracat ekonomisinin göstergesi değildir. Firmalar satış yapıyor ancak yatırım yapabilecek, yeni teknolojiye geçebilecek, yeni ocaklar geliştirebilecek, fabrikalarını yenileyebilecek ve dünya pazarındaki konumlarını güçlendirebilecek kârlılığı elde edemiyorsa ortada ciddi bir problem vardır.
Doğal taş sektörü açısından mesele daha da önemlidir. Türkiye güçlü rezervlere, gelişmiş üretim altyapısına, deneyimli insan kaynağına ve onlarca yıllık ihracat tecrübesine sahip. Ancak hiçbir rezerv zenginliği, teknoloji ya da ihracat tecrübesi sürdürülemez bir maliyet yapısını sonsuza kadar telafi edemez.
Rekabet gücü kaybedilirse…
Bugün konuşmamız gereken mesele yalnızca doların kaç lira olması gerektiği değildir. Asıl mesele, Türkiye’de üretmenin ve Türkiye’den ihracat yapmanın yeniden rekabetçi hale nasıl getirileceğidir. Kur bunun önemli parçalarından biridir; enerji, işçilik, finansman, vergiler, harçlar, lojistik ve üreticinin üzerindeki diğer yükler de aynı denklemin içindedir.
İhracatçı ayrıcalık istemiyor. Rakipleriyle mücadele edebileceği bir oyun alanı istiyor.
Bugün mesele artık yalnızca daha fazla satmak değil; sattığımız üründen para kazanabilmek ve yarın da üretmeye devam edebilmek. Çünkü ihracatçı kaybedildiğinde yalnızca birkaç şirketin bilançosu bozulmaz. Üretim, istihdam ve yatırım azalır; yıllar boyunca büyük emeklerle kazanılmış uluslararası pazarlar rakiplere bırakılır.
| “Bir pazarı kaybetmek bazen birkaç ay sürer. Onu geri kazanmak ise yıllar alabilir.” |
İhracatçı Nefes Alamıyor!
Rakamlar bazen uzun cümlelerden daha çok şey anlatır. Son iki yılda motorin yaklaşık yüzde 124, net asgari ücret yüzde 65, sanayi doğal gazı yüzde 58 artarken dolar/TL’deki artış yaklaşık yüzde 44 seviyesinde kaldı.
Üretici Türkiye’de üretiyor; maliyetini burada ödüyor. Ama dünya pazarındaki müşteri, Türkiye’deki maliyet artışlarını karşılamak zorunda değil. Brezilya’ya, Hindistan’a, Çin’e, İran’a ve Mısır’a bakıyor; fiyatları karşılaştırıyor.
İhracatçı bir yanda yükselen maliyetler, diğer yanda uluslararası rekabet arasında sıkışıyor. Daha fazla ihracat, istihdam ve yatırım beklemeden önce üreticinin nefes alabileceği koşulları oluşturmak gerekiyor.
Bugün ihracatçı nefes alamıyor. Yarın nefesi tamamen kesilirse yalnızca ihracat rakamlarını değil, yıllarca emek verilerek kazanılmış pazarları da kaybedeceğiz.





