İtalyan heykeltraş Filippo Tincolini:
Mermer benim için bir hammaddeden çok daha fazlası; sanatsal arayışımda, birlikte yolculuğa çıktığım yol arkadaşım.
Heykele ne zaman ve nasıl ilgi duymaya başladınız? Bize hikayenizden bahsedebilir misiniz?
Rönesansın beşiği Toskana’da doğdum. Sanata olan tutkum Versilia’nın atölyelerinde ortaya çıktı. Eğitimimi heykelin benim hayat amacım olduğunu fark ettiğim Carrara Akademisi’nde tamamladım. Heykel aracılığıyla, içinde yaşadığımız distopik gerçeklik sınırlarının ötesinde otantik ve anlamlı bir dünyayı anlatmaya çalışıyorum. Doğa benim için sürekli bir ilham kaynağı. Onun güzelliğini, karmaşıklığını insan ve teknoloji ile etkileşimini keşfediyorum. Sanatım, tarihi ve çağdaş etkilerin bir karışımıdır ve heykele benzersiz bir yaklaşım yaratır. Bu nedenle, son yıllarda sanatsal deneyler ile teknolojiyi birleştirmek amacıyla bir sanat laboratuvarı açtım.
Birçok farklı malzeme arasından mermeri seçtiniz. Mermer size neler hissettiriyor?
Mermer benim için bir hammaddeden çok daha fazlası; sanatsal arayışımda, birlikte yolculuğa çıktığım yol arkadaşım. Bir heykeltıraş olarak mermerin sınırlarını zorlamaya, kırılganlığını sağlamlığıyla dengelemeye çalışıyorum. Bu, fizik kurallarıyla hassas bir dans, öyle bir meydan okuma ki, yontarken mermerle derin bir bağ, yaratıcılığımla bu kadim malzemenin tarihi arasında bir ozmoz hissediyorum. Mermer insanlık tarihinin sessiz bir tanığıdır ve çalışmalarımda ona yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak saygı göstermeye çalışıyorum. Mermeri yontarken, bu malzemeyle sürekli diyalog halindeyim. Benim için heykel, benimle birlikte büyüyen ve gelişen ve nihayetinde bir sanat eserine dönüşen bir sevgi ve saygı eylemidir.
Heykellerinizde kullandığınız doğal taşlar nelerdir? Tercihlerinizi belirleyen faktörler nelerdir?
Heykellerim için doğal taş seçimi dikkatle düşünülmüş bir süreçtir. Formların netliğini sağlamak için tek tip mermerleri tercih ediyor, eserin okunmasını engelleyebilecek damarlanmalardan kaçınıyorum. Ancak nadiren de olsa renkli mermerler kullanıyorum.
Beni en çok heyecanlandıran malzeme, olağanüstü güzellikte bir mermer olan Statuario Michelangelo’dur. Yeni bir heykele başlamam gerektiğinde, Carrara ocaklarında en uygun bloğu aramaya bizzat giderim. Tarih ve gelenekle dolu bu ocaklar Bernini, Canova ve Michelangelo gibi büyük İtalyan ustalara malzeme sağlamıştır. Statuario Michelangelo’nun seçimi sanatsal tercihin ötesine geçiyor; benim için eşsiz bir değere sahip. Bölge ile derin bir bağı ve İtalyan heykel sanatıyla bir sürekliliği temsil ediyor.
Çalışmalarınızda geleneksel anlayış ve teknolojiyi bir arada kullandığınızı biliyorum. Bu sizin için ne anlam ifade ediyor?
Eserlerimde gelenek ve teknolojinin birleşimi, geçmiş ve geleceği yeniden birbirine bağlayan merkezi bir birliği temsil ediyor. Modern teknolojilerin potansiyelini keşfederek sınırları zorlamayı seviyorum. Zanaatkârlarla ve Carrara’nın tarihi taş ocaklarıyla kurduğum etkileşim, bu malzemenin kimyasını ve estetiğini özümsememi sağladı. Bununla birlikte, gelenekle yetinmeyip sanat laboratuvarıma ileri teknolojileri dahil ederek heykel tekniklerinin sınırlarını zorlamaya karar verdim.
Bu entegrasyon insan zekâsının yerini almayı değil, yaratıcılığımın özel ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlıyor. Dolayısıyla benim için heykel ve teknoloji arasındaki yakınlaşma sadece bir teknolojik ilerleme meselesi değil, sanatın kendisinin sürekli bir keşfi. Bu, mermerin antikliği ile çağdaş sanatın doğasında var olan yenilikçilik arasında dinamik bir denge, sadece fiziksel sınırlara meydan okumakla kalmayıp aynı zamanda yeni ifade ve kavramsal olasılıklar açan bir sinerjidir.
Çalışmalarınızda nereden ilham alıyorsunuz? Hakkında en çok konuşmak istediğiniz konu nedir?
Çalışmalarım için çeşitli kaynaklardan ilham alıyorum. Doğa, bilim ve teknoloji sanatımı etkileyen üç temel unsur. Doğanın güzelliği ve karmaşıklığı bana sürekli ilham verirken, bilim karmaşık kavramları keşfetmek için sağlam bir temel sağlıyor. Teknoloji ise bu fikirleri izleyiciler için somut ve etkileşimli deneyimlere dönüştürmemi sağlıyor.
İnsanlık ve çevre arasındaki bağlantıları ve ilişkileri keşfetmek ve temsil etmekle ilgileniyorum. Bu tema, doğa ve teknoloji arasındaki gerilimi, toplumun evrimini ve özgünlük arayışını ele aldığım çalışmalarıma sıklıkla yansıyor. İnsanlar ve çevreleri arasındaki etkileşimler üzerine düşünmeyi teşvik etmeyi ve tartışmalar başlatmayı, daha büyük bir farkındalık ve merhamet duygusunu teşvik etmeyi amaçlıyorum.
Heykellerinizden en çok hangisi sizi etkiledi? Bize hikayesini anlatabilir misiniz?
“Uzay Adamı” beni en çok etkileyen heykellerden biridir. Bu eser, doğanın tüm engelleri, hatta bir uzay giysisini bile aşan gücünü temsil ediyor. Uzay Adamı, insan ve doğanın uyum içinde bir arada var olduğu, sonsuzluğa açık, sınırları olmayan bir alanı sembolize ediyor.
Yaratılışı pandemi sırasında, en samimi ortamlarımızın sınırları içinde düşünmek için durakladığımız o kilitlenme anlarında gerçekleşti. Bu heykel fikrini de işte bu alan keşfi ve güvencesizlik bağlamında tasarladım. Bu izolasyon anlarında tıpkı bizim gibi hayatta kalmaya çalışan ve evrim geçiren doğanın gücünü ifade etmek istedim.
“Uzay Adamı” diğer gezegenlerde yaşam arayışını temsil ederken aynı zamanda içsel keşfi, varoluşumuzu ve doğayla olan bağımızı yansıtıyor. Zorlukların ve güçlüklerin ötesine bakan, yeni ufuklar keşfeden bir sanat eseridir.

























