Tesadüfle başlayan bir yolculuk, zamanla tutkuya; tutku ise mesleki bir bakış açısına dönüştü. Sara Manenti, doğal taşı yalnızca bir malzeme olarak değil; zamanı, sabrı ve değeri temsil eden yaşayan bir varlık olarak okuyor.
Röportaj: Ersin BOZKURT
Taşla Tanışmak: Planlanmamış Bir Tutkunun Hikâyesi
Doğal taş sektörü, Sara Manenti’nin hayatına planlı bir kariyer hamlesi olarak girmedi. Aksine, neredeyse oyun gibi başlayan bir süreç, zamanla derin bir bağa dönüştü. Taş, yavaş ama kararlı bir şekilde hayatına sızdı; bugün ise onun dünyayı algılama biçiminin merkezinde yer alıyor.
“Taş artık sadece yaptığım iş değil,” diyor Manenti. “Çevremdeki maddi dünyayı anlama şeklim.”
MARMI OROBICI’DE TİCARETİN ÖTESİNDE BİR ROL
Marmi Orobici bünyesinde Uluslararası Satış Müdürü olarak görev yapan Manenti’nin işi, klasik anlamda bir satış pozisyonunun çok ötesinde şekilleniyor. Yeni pazarlar geliştirmek resmî tanımı olsa da, onun günlük pratiği taşın kaynağına kadar uzanıyor.
Ocak ziyaretleri, ham maddeyle bire bir temas, dönüşüm süreçlerini yerinde takip etmek… Manenti için doğru taşı seçebilmenin yolu, taşı doğduğu yerden tanımaktan geçiyor. Mimarlar, tasarımcılar ve müşterilerle kurduğu ilişki de bu bilgi derinliği üzerine inşa ediliyor.
DOĞAL TAŞ: DOĞA, SANAT VE ZAMAN
Sara Manenti’ye göre doğal taş; doğa, sanat, güzellik ve sonsuzluğun kesişim noktası. Binlerce yılda oluşan bir malzemeyle çalışmanın insana sabrı öğrettiğini vurguluyor.
Bu farkındalık, yalnızca taşa değil; onu çıkaran, işleyen ve projelerinde kullanan insanlara duyulan saygıyı da beraberinde getiriyor. Ona göre doğal taşla çalışmak, hızdan çok bilinç meselesi.
TÜRKİYE İLE KURULAN CANLI BİR BAĞ
Manenti’nin Türkiye ile ilişkisi, yıllar önce gerçekleştirdiği doğrudan ocak ziyaretleriyle başlamış. İlk izlenimleri hâlâ çok net: güçlü manzaralar, yoğun üretim temposu ve içten bir misafirperverlik.
Türkiye’yi hiçbir zaman “uzak” bir ülke olarak görmediğini söylüyor. Aksine, enerjisi yüksek, canlı ve doğrudan bir taş coğrafyası olarak tanımlıyor.
TÜRK TAŞLARININ CAZİBESİ: ÇEŞİTLİLİK VE ENERJİ
White Dolomite, Invisible Grey ve Ivory Onyx… Manenti’nin Türkiye’de çalıştığı ilk taşlar bugün hâlâ favorileri arasında. Ancak onu asıl etkileyen, ülkenin sunduğu bitmeyen çeşitlilik.
Türk doğal taşını özel kılan şeyin, jeolojik zenginlik ile enerji birleşimi olduğunu söylüyor. Güçlü karakterine rağmen farklı mimari dillere uyum sağlayabilen bu taşların, doğru işlendiğinde son derece etkileyici sonuçlar verdiğini vurguluyor.
HACİM Mİ DEĞER Mİ?
Manenti, Türk doğal taş sektörüne dışarıdan ama sahaya hâkim bir gözle bakıyor. Özellikle bazı temel ürünlerde yaşanan aşırı üretimin, fiyatları ve algılanan değeri düşürdüğüne dikkat çekiyor.
Ona göre bazen üretimi yavaşlatmak, hatta azaltmak cesaret ister. Ancak uzun vadede sektörün kazanması için hacim ile değer arasında daha dengeli bir yaklaşım şart.
HIZIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN KİMLİK
Manenti’yi en çok rahatsız eden konu, hız ve miktarın; özenin ve saygının önüne geçmesi. Doğal taşın standartlaştırılabilecek ya da aceleye getirilebilecek bir ürün olmadığını özellikle vurguluyor.
“Sadece kısa vadeli fiyat kararlarıyla hareket edildiğinde taş kimliğini kaybediyor,” diyor Manenti. Ona göre taş; doğru çıkarılmak, dikkatle seçilmek ve bilinçle sunulmak için zamana ihtiyaç duyar. Aksi hâlde hem malzeme hem de proje, anlamını yitirir.
İTALYA VE TÜRKİYE: İKİ GÜÇ, İKİ FARKLI DİL
İtalya ve Türkiye’yi karşılaştırırken, farkların aslında büyük bir öğrenme potansiyeli taşıdığını savunuyor. İtalya’nın taşla kurduğu kültürel ve sanatsal bağ; detay, bitirme kalitesi ve proje odaklı yaklaşım üzerinden şekilleniyor.
Türkiye ise güçlü endüstriyel kapasitesi, ölçek becerisi ve üretim enerjisiyle öne çıkıyor. Manenti’ye göre İtalya bu dinamizmi, Türkiye ise taşın kültürel ve değer odaklı yaklaşımını daha fazla içselleştirebilirse, her iki sektör de daha dengeli ve güçlü bir noktaya ulaşabilir.
GELECEK: HERKES İÇİN DEĞİL, DOĞRU KONUMLANANLAR İÇİN
Önümüzdeki 10–15 yılın, özellikle Çin gibi düşük maliyetli üretim merkezlerinin etkisiyle şekilleneceğini öngörüyor. Bu durumun, fiyat odaklı segmentlerde pazar kaybını kaçınılmaz kılacağını açıkça ifade ediyor.
Ancak çözümün net olduğunun da altını çiziyor: özgün malzeme, hassas işçilik ve kaliteye duyulan saygı. Gelecek; yalnızca maliyeti değil, değeri anlayan müşterilere hitap edebilenler için var.
DOĞAL TAŞIN KÜRESEL YOLCULUĞU
Porselen, seramik, kuvars… Trendler değişiyor. Ama Manenti’ye göre doğal taş kalıcı. Antik uygarlıklardan bugüne uzanan bu malzemenin gücü, benzersizliğinde yatıyor.
Küresel kullanımın artması için eğitimin kilit rol oynadığını savunuyor. Mimarların ve tasarımcıların yönlendirilmesi değil, bilinçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Çünkü hiçbir taş, bir diğerinin aynısı değil.
GENÇLERE VE KADINLARA MESAJ: “SAĞLAM VE UZUN SOLUKLU BİR KARİYER BİLGİ VE TUTKU GEREKLİ”
Manenti’nin mesajı net: Bu sektörde kalıcı olmak için tutku ve yetkinlik şart. Maaşın tek pusula hâline gelmemesi gerektiğini özellikle belirtiyor.
Taşa dokunmayı, onu hissetmeyi ve dönüşüm sürecini öğrenmeyi öneriyor. Ona göre bilgi ile tutku birleştiğinde, sağlam ve uzun soluklu bir kariyer mümkün.
TÜRKİYE’DEN GELEN İLHAM
Sara Manenti’yi Türkiye’de hâlâ en çok etkileyen şey ise insanlar. İşine inanan, motive ve yetkin profesyonellerle karşılaşmaya devam ettiğini söylüyor.
Bu insan enerjisinin; toprağın zenginliği ve sürekli bir hareket hissiyle birleşmesi, onun merakını ve heyecanını canlı tutuyor. Türkiye, Manenti için tutku ile fırsatın birlikte büyüdüğü nadir coğrafyalardan biri.







