Klasik mermer heykel geleneğini çağdaş düşünceyle buluşturan, kuşağının en dikkat çekici İtalyan heykeltıraşlarından biri Jago:
Mermeri yalnızca bir malzeme olarak değil, yaşayan bir beden ve uzun bir zamanın tanığı olarak gören Jago, hız çağında yavaşlamayı bir lüks değil, bilinçli bir varoluş biçimi olarak tanımlıyor. Stone Times için konuşan Jago, taşla kurduğu ilişki üzerinden zamanı, iktidarı, bedeni ve sanatçının etik sorumluluğunu yeniden düşünmeye davet ediyor.
Röportaj: Ersin BOZKURT
Jago (gerçek adıyla Jacopo Cardillo), klasik mermer heykel geleneğini çağdaş düşünceyle buluşturan, kuşağının en dikkat çekici İtalyan heykeltıraşlarından biri. Sanatçının taşla ilişkisi çok erken yaşlarda başladı; çocukluk ve gençlik döneminde doğayla iç içe geçirdiği zaman, nehir yataklarından topladığı taşlarla yaptığı ilk denemeler, onun heykelle kuracağı derin ve sezgisel bağın temelini oluşturdu. Jago, bu ilk temasın ardından mermeri yalnızca biçim verilecek bir malzeme olarak değil, zamana ve hafızaya sahip “canlı bir beden” olarak algılamaya başladı.
Sanat eğitimini İtalya’da, figüratif heykel ve klasik form anlayışının güçlü olduğu bir akademik ortamda sürdüren Jago; özellikle insan anatomisi, oran ve el işçiliğine dayalı geleneksel teknikler üzerine yoğunlaştı. Ancak üretim pratiği, zamanla onu salt akademik çerçevenin ötesine taşıdı. Jago bugün, mermerin yüzyıllardır taşıdığı klasik estetik dili korurken; iktidar, kırılganlık, beden, zaman ve etik sorumluluk gibi güncel meseleleri heykelin merkezine yerleştirerek, taş üzerinden çağdaş dünyaya güçlü ve sorgulayıcı bir anlatı kurmaktadır.
-Yavaşlık Bir Tavır mı, Bir Özgürlük mü?
Aslında kendime sorduğum soru şu:
Ben mermeri kimin için işliyorum?
Eğer onu kendim için, yani sürecin kendisinden gerçekten keyif alabilmek için işliyorsam, o zaman yaptığım işe keyifle eşlik edebileceğim bir tempoda çalışmam gerekir. Dünya hızla akıyor, ama ben kendi hızımı seçebilirim. Bu bir tercih. Bazen hızlanırım, bazen yavaşlarım.
Mermerle çalışmak dışarıdan bakıldığında radikal bir tercih gibi görünebilir, ama benim için son derece doğal. Çünkü bildiğim ve bana en çok ait olan çalışma biçimi bu. Sonunda, sevdiğim şeyi yaparken mutlu olmak istiyorum.
-Taş Bir Malzeme mi, Yaşayan Bir Beden mi?
Taş kesinlikle yaşayan bir bedendir.
Mermer bana bunu sürekli hatırlatır. Bu malzemeyle ilgili çocukluğumdan beri “deri”, “damar” gibi sözcüklerin kullanıldığını duyarak büyüdüm. Mermerle neredeyse insani bir ilişki kurdum.
Bu, çalışmamı derinden etkiliyor. Çünkü eğer taş yalnızca bir malzeme olsaydı, muhtemelen estetik bir etki peşinde koşarak bir yüzeyden diğerine, bir araçtan ötekine rahatlıkla geçerdim.
Oysa her malzemenin kendine ait bir şiirselliği ve bir tarihi vardır.
Biçimlerin büyüsü tam da buradadır: Aynı form, onu kabul eden maddeye göre bambaşka bir şekilde var olur.
Kilden yapılmış bir portre ile mermerden yapılmış bir portre aynı şey değildir. Tıpkı insan teninin, mermerin diline çevrildiğinde kaçınılmaz olarak başka bir şeye dönüşmesi gibi.
Nehir kenarlarında vakit geçirirken, ilk denemelerimi yaptığım taşları toplarken, bu malzemenin kökeni ve geçirdiği dönüşüm süreçleri üzerine de düşünmeye başladım.
Mermeri tutmak ve işlemek, benim yaşam süremden çok daha uzun zamanlara yayılan bir hikâyenin içine girmek demek.
Bu da bana, her tek darbede saygıyı öğretiyor.
-Klasik Dil ile Bugünü Konuşmak mümkün mü?
Klasik olan, zaman içinde tanınmış ve yerleşmiş olanın katmanlaşmasıdır.
Tam da bu nedenle, klasik bir dili kullanarak bugünü anlatabilirim. Bu, birçok insana doğrudan ulaşabilen bir araçtır; bir kelime haznesidir.
Bu diller, bize ulaşabilmek için çok uzun tarihsel dönemlerden geçmiştir ve çoğu zaman açıklamaya ihtiyaç duymaz.
Bu yüzden geçmiş ile bugün kusursuz biçimde bir arada var olabilir.
Klasik bir dille çağdaş olanı anlatmak son derece mümkündür.
-Kalıcı Bir Taşla Geçiciliğimi Anlatmak istiyorsunuz?
Görüntülerin neredeyse ucuz biçimde ve hızla tüketildiği bir iletişim dünyasında yaşıyoruz.
Sürekli bir “kanal değiştirme” mekanizması tarafından yutuluyoruz.
Benim ilgimi çeken ise, bazı görüntüleri seyir ve tefekkür gerektiren bir forma dönüştürmek.
Heykelin etrafında dolaşmak zorunda kalırsınız.
Instagram’da kaydırmanın ya da kanallar arasında gezinmenin zamanı değildir bu.
Mermer, kendine özgü bir ağırlığa sahiptir.
Heykeller kalır.
Eğer doğru görüntüyü seçebilirseniz, onu zamanın direncine emanet etmiş olursunuz.
Benim umudum da tam olarak bu.
-Sanatçının Etik Sorumluluğu Nerede Başlar?
Bir insan düşüncelerine ses verdiği anda, farklı biçimlerde ve farklı derecelerde bir sorumluluk üstlenir.
Sanatçı da, kendini ifade eden herkes gibi, bir anlamda “bir şey adına konuşan” kişi haline gelir.
Sanat eseri, onu üreten sanatçının adına konuşur.
Bu üretim, kelimenin kökenindeki anlamıyla bir “coşku” hâlinde gerçekleşir; sanki sanatçı, kendisinden daha büyük bir güç tarafından, bir tür yaratıcı çılgınlık tarafından kuşatılmıştır.
İşi benzersiz kılan da tam olarak bu durumdur.
Ancak bu teslimiyet ve risk hâli, sanatçının gösterdiği ve söylediği her şeyin sorumluluğunu üstlenmesini de zorunlu kılar.
Bu, yaratıcı çalışmaya her zaman eşlik etmesi gereken çok hassas bir dengedir.
-Taş ile çalışmak size neler öğretti?
Heykel bana, sabrın değerini ve her şeyden önce dikkatin değerini öğretti:
Gerçekten önemli olana odaklanmayı.
Ayrıca zamanın değerini de öğretti.
Eğer kendinizi öz olana adarsanız, sahip olduğunuz en kıymetli kaynağı, yani zamanı, ortak bir değer üretebilecek bir şeye yatırmış olursunuz.
Mermer aynı zamanda fazlalığı ortadan kaldırmayı öğretir.
Bir estetik değerin ortaya çıkabilmesi için, etrafındaki her şeyin temizlenmesi gerekir.
Bu olağanüstü bir derstir; ama hayatın içinde uygulanması son derece zordur.
Gerçek şu ki, değerler –belki de yetenek– zaten vardır.
Güzellik inşa edilmez; onun ortaya çıkabilmesi için alan açılır.
Eser zaten bloğun içindedir.
Benim öğrendiğim en büyük ders budur.
Doğru araçlarla bu, insanın kendisi üzerinde yaptığı bir çalışmaya da dönüşür:
Kendi hayatındaki fazlalıkları ayıklamak.
Bunu her gün denemeye çalışıyorum.
Gerçekten öğrenebilecek miyim, bilmiyorum.
-Görünürlük Heykeli Değiştirir mi?
Atölyeyi açmak ve üretim sürecini paylaşmak, ister istemez işi değiştirir.
Çünkü başkalarının varlığına ve bakışına açık hâle gelirsiniz.
Çoğu zaman bu, bir değere dönüşür.
Bunu uzun yıllar yaptım ve bunun çok önemli bir deneyim olduğunu düşünüyorum.
Bugün ise daha içe dönük, daha kişisel bir alana çekilme ihtiyacı hissediyorum.
Yalnızca gerçekten kıymetli bulduğum bazı anları paylaşmaya devam ediyorum.
Belki de hayatımın, daha fazla sessizliğe ihtiyaç duyduğum ve çalışmanın başka boyutlarına yöneldiğim bir evresindeyim.
Benim için bu sağlıklı bir tutum.
-İsimler Silindiğinde Geriye Ne Kalır?
Açıkçası bu sorunun bir cevabı yok.
Ben orada olmayacağım — en azından bugün bildiğimiz hâlimle.
Geride kalan şeyler de muhtemelen biçim değiştirmiş olacak; tıpkı onlara bakan gözlerin değişeceği gibi.
Bazı eserler, dünyaya dair bir şeye tanıklık etmeyi başarır.
Anlamını yitirmemiş meseleler üzerine yaşayan bir ses olarak kalabilir.
Ama benim net bir cevabım yok.
Belki de buna sahip olmakla ilgilenmiyorum.
Benim için önemli olan yapmaktır.
Hayatımıza anlam veren şey, yapmanın kendisidir.
Geri kalanıyla ilgilenmiyorum.









