Doğal taşı yalnızca bir malzeme değil, yaşayan bir varlık olarak okuyan Alberto Antolini, aileden gelen bu bakışın ve yenilikçi yaklaşımın Antolini’nin DNA’sında yer aldığını vurgularken, tasarım, teknoloji ve İtalyan ustalığıyla taşın kimliğini geleceğe taşıyan vizyonunu paylaşıyor.
Röportaj: Ersin BOZKURT
1956 yılında Luigi Antolini tarafından kurulan Antolini, doğal taşı yalnızca bir yapı malzemesi olarak değil, kendine özgü bir kimliği ve karakteri olan canlı bir varlık olarak ele alan öncü bir marka olarak öne çıkıyor.
Bugün şirketin üçüncü kuşak temsilcisi Alberto Antolini, markanın köklü mirasını korurken, teknolojiyi, sürdürülebilirliği ve çağdaş tasarım anlayışını merkeze alan bir vizyonla Antolini’yi küresel ölçekte geleceğe taşıyor.
Stone Times için gerçekleştirdiğimiz bu özel söyleşide, Alberto Antolini ile doğal taşın bugünü ve yarını, estetik ile teknolojinin kesişim noktası ve Antolini’nin “Designed by Nature, perfected in Italy” felsefesinin arkasındaki düşünceyi konuştuk.
-Sizce Antolini’yi sektördeki diğer şirketlerden gerçekten ayıran temel değer nedir?
Antolini®, 1956 yılında babam Luigi Antolini tarafından kurulduğundan bu yana, doğal taşta güzellik, nadirlik ve mükemmeliyet arayışını hiç durmadan sürdüren bir marka olmuştur.
Babam, daha en başından itibaren olağanüstü taşların estetik ve işlevsel potansiyelini fark etmiş; İtalya’da, Avrupa’da ve dünyanın farklı bölgelerinde, başkalarının göz ardı ettiği benzersiz malzemeleri keşfetmek için yola çıkmıştır.
Birçok kişinin kusur olarak gördüğü damarlar, mineral geçişleri ya da düzensizlikler, Antolini® için her zaman benzersizliğin ve değerin göstergesi olmuştur. Biz her bir plakayı tek ve tekrarlanamaz bir sanat eserine dönüştürmeyi amaçlıyoruz.
Bugün bu vizyon, 90’dan fazlası özel seçki olmak üzere, 1.300’ün üzerinde doğal taşı içeren ve dünyanın en geniş koleksiyonlarından biri kabul edilen kataloğumuzla devam ediyor. Bu koleksiyon, dünya genelinde özel projelerde titizlikle seçilerek kullanılıyor.
Gücümüz; tasarımcıların yaratıcılığını, İtalyan ustalığının teknik bilgisiyle bir araya getirebilmemizden geliyor. Yenilik, teknoloji ve zanaatkârlığı birlikte kullanarak her taşın gerçek potansiyelini ortaya çıkarıyoruz.
Bizi gerçekten farklı kılan temel değer, doğanın en olağanüstü yaratımlarını zamansız birer güzellik ifadesine dönüştürebilme yeteneğimizdir.
-Aile şirketi geleneğinden gelen bir lider olarak, mirasa saygı ile yenilik ve değişim ihtiyacını nasıl dengeliyorsunuz?
Miras ile yeniliği dengelemek, her zaman Antolini®’nin DNA’sının bir parçası oldu.
Verona’da küçük bir aile atölyesi olarak başlayan yolculuğumuz, bugün doğal taş dünyasında uluslararası bir referans noktasına dönüştü. Bunu; değişen trendleri doğru okuyabilme ve en talepkâr müşterilerin beklentilerine cevap verebilen yenilikçi çözümler sunabilme yeteneğimiz sayesinde başardık.
Ürünlerimiz, geleneğin değerini çağdaş bir vizyonla birleştiriyor ve en yüksek kalite standartlarını yansıtıyor.
Bu gelişim, günlük 4.500 metrekareye ulaşan üretim kapasitemizde ve bugün doğrudan ya da dolaylı olarak 182 ülkedeki varlığımızda açıkça görülüyor.
Buna rağmen Antolini®, özgünlük, mükemmeliyet ve Made in Italy değerlerine bağlı, aileye ait bir şirket olmaya devam ediyor. Bu değerler, tasarım araştırmalarına ve teknolojiye yaptığımız sürekli yatırımlara yön veriyor.
Antolini®, doğal taşı bir hammadde değil, kendi kimliği olan bir karakter olarak tanımlıyor.
-Siz kişisel olarak taşla ilişkinizi nasıl tanımlarsınız?
Bizim için doğal taş, zamanın yaşayan bir parçasıdır; farklı çağların kalp atışı ve gezegenimizin tenidir.
Kusurlarındaki mükemmelliğiyle vardır: asimetrik, ham, düzensiz, eşsiz ve olağanüstüdür.
Taş, saflığı en yalın haliyle temsil eder. Renklerini, dokularını ve desenlerini tarihin kendisi şekillendirmiştir.
Biz onun sahibi değiliz; yalnızca emanetçileriyiz.
Çalışmalarımızın merkezinde malzemeye dair çok derin bir bilgi bulunur. Her taşın kendi kimliği vardır ve her jeolojik aile, kesimden yüzey işlemlerine kadar farklı bir yaklaşım gerektirir.
Yeni bir taşla karşılaştığımızda, teknisyenlerimiz aylar boyunca mineral yapısını inceler ve en uygun işleme yöntemlerini belirler. Hatta her blok bile kendi içinde benzersizdir.
Taşla çalışmak yalnızca teknik bilgi değil, aynı zamanda hassasiyet ve saygı gerektirir.
-Doğal taşın çağdaş mimarlık ve iç mekân tasarımındaki rolü sizce nasıl evriliyor?
Doğal taş, bizim için her zaman bir malzemeden fazlası oldu. Gelenek, zanaatkârlık ve tasarım arasındaki ilişkiyi anlatan estetik bir dildir.
Antik anıtlardan Rönesans saraylarına kadar uzanan bu miras, kültürel kimliğimizin temel parçalarından biridir.
Geçmişte daha çok anıtsallık ve klasik anlayışla ilişkilendirilen doğal taş, bugün çağdaş zarafetin bir ifadesi haline gelmiştir. Yenilikçi işleme teknikleri, rafine yüzeyler ve özgün kombinasyonlar sayesinde her ortamda güçlü bir tasarım unsuruna dönüşmektedir.
Antolini® olarak, doğal taşı iç mekânda yapısal bir unsur olmaktan çıkarıp, ışıkla, mimari formlarla ve diğer malzemelerle diyalog kuran ana karakter haline getirmeye katkı sağladık.
Bugün dünyanın dört bir yanındaki mimar ve iç mimarlarla birlikte, her plakanın bir hikâye anlattığı, doğal taşın duyusal ve tasarımsal bir deneyime dönüştüğü mekânlar yaratıyoruz.
-Mimarlar ve tasarımcılarla yaptığınız iş birliklerinde, yaratıcı yönlendirme ile yaratıcı özgürlük arasındaki sınırı nasıl tanımlıyorsunuz?
Bizim yaklaşımımız, yaratıcı özgürlük ile bilinçli yönlendirme arasındaki dengeye dayanır.
Rolümüz bir vizyon dayatmak değildir. Taşın doğasına hâkim malzeme bilgimizi ve zanaatkârlık tecrübemizi paylaşarak, tasarım fikrinin doğru şekilde hayata geçirilmesini sağlamaktır.
Bugün, uluslararası tasarımcılarla yeni koleksiyonlar geliştiriyoruz. Onlara yeni diller deneme özgürlüğü sunarken, fikirlerini gerçekleştirebilmeleri için teknik altyapıyı ve uzmanlığı sağlıyoruz.
Bunun somut örneklerinden biri, Antolini® Exclusive Collection’dan seçilen taşlarla üretilen ve Alessandro La Spada tarafından tasarlanan Tableware Collection’dır.
Bu iş birlikleri sayesinde Antolini®, sanat, tasarım ve doğa arasında sürekli bir diyalog kuruyor.
-Doğal taş gibi zamansız bir malzemede inovasyonu nasıl tanımlıyorsunuz?
Bizim için inovasyon, zamansız bir malzemeyi bilgi, teknoloji ve özüne duyulan saygıyla geliştirmektir.
Son yıllarda doğal taşın işlenme biçimi köklü bir dönüşüm geçirdi. En ileri teknolojileri kullanarak hassasiyeti, kaliteyi ve yüzey çeşitliliğini ciddi biçimde artırdık.
Dijitalleşme ve otomasyon sistemleri sayesinde her doğal malzemeyi, zanaatkâr hassasiyetiyle ve son derece yüksek doğrulukla işleyebiliyoruz.
Aynı zamanda Azerocare®Plus, Azerobact®Plus ve AVacuumprocess® gibi özel ve patentli süreçler geliştirdik. Bu çözümler estetik değeri artırırken teknik performansı da yükseltiyor.
-Gelecekte Antolini® koleksiyonlarını daha çok teknik mi yoksa estetik inovasyon mu yönlendirecek?
Gelecek, estetik ve teknik inovasyon arasındaki sürekli diyalogla şekillenecek. Ancak giderek estetik, teknolojinin yönünü belirleyen ana unsur haline geliyor.
Bugün tasarım dünyasında daha doğal, daha yumuşak ve daha ham dokulara güçlü bir yönelim var. Taşın dokunsal ve duyusal yönü öne çıkıyor.
Bununla birlikte teknik inovasyon, yeni estetik olanakların kapısını açmaya devam ediyor. Özellikle ışık geçirgen doğal kuvarsların arkadan aydınlatmalı uygulamalarda kullanılması buna iyi bir örnek.
-Antolini’nin çevresel etkiyi azaltmak için attığı somut adımlar nelerdir?
Sürdürülebilirlik, bizim için kullandığımız malzemenin doğasıyla başlar. Doğal taş zaten uzun ömürlü ve zamansız bir malzemedir.
Üretim tesislerimizin tamamını kapsayan güneş enerjisi sistemimizle yılda yaklaşık 3.400 MWh yenilenebilir enerji üretiyoruz ve her yıl yaklaşık 1.261 ton CO₂ salımının önüne geçiyoruz.
Kesim ve işleme sırasında kullanılan su, kapalı devre sistemlerle sürekli geri kazanılıyor. Üretimden çıkan taş artıkları başka uygulamalarda değerlendirilirken, ambalaj plastikleri de tamamen geri dönüştürülüyor.
-Endüstriyel üretim ile zanaatkârlık arasındaki ilişkinin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Doğal taş sektörünün geleceği, endüstriyel inovasyon ile zanaatkârlık arasındaki dengeli iş birliğinde yatıyor.
Dünyanın dört bir yanından gelen taşlar, geleneksel mermer işçiliği kültürüyle yetişmiş İtalyan ustalar tarafından işleniyor.
Her taş farklıdır ve her jeolojik aile, kendine özgü bir yaklaşım gerektirir. Teknoloji, doğal taşın ritmine saygı duyarak onu çağdaş yaşamın gerekliliklerine uyarlamamıza yardımcı olur.
Endüstriyel süreçler ile zanaatkârlık birbirinin yerini almaz; birlikte evrilir.
-Mühendislik ürünü yüzeylerin yükselişi karşısında, doğal taşın gerçek rekabet gücü sizce nerede yatıyor?
Doğal taşın gerçek gücü, özgünlüğünde ve tekrarlanamaz oluşunda yatıyor.
Her blok, milyonlarca yıl boyunca doğa tarafından şekillendirilmiştir. Üretimle çoğaltılabilen yüzeylerin aksine, doğal taş zamanla değer kazanır; karakteri ve prestiji artar.
Her plakanın kendi kimliği ve kendi ruhu vardır. Mimarlık ve tasarımla birleştiğinde, mekânlara kalıcı ve tekrar edilemez bir karakter kazandıran bir sanat formuna dönüşür.
-Antolini’nin hikâyesini ve felsefesini tek bir cümleyle özetlemeniz gerekirse, bu ne olurdu?
“Designed by Nature, perfected in Italy.”
Bu cümle, doğanın milyonlarca yılda şekillendirdiği benzersiz oluşumları, bilgi, özen, zanaatkârlık ve teknolojiyle en üst ifadeye taşıma anlayışımızı özetliyor.









