Sanat yaşamındaki tercihini Büyük ölçekli Anıtsal Heykeller odaklı gerçekleştiren Deniz Erol’un materyal tercihi ise taş olmuş!“
Taş yontmak için atölyenizin öncelikle taş çalışmaya uygun olması lazım. Taş çalışmak heykel sanatında kullanılan diğer materyallere benzemez. Teknik açıdan olanakların uygun olması lazım. Nakliye, gelen taşları uygun yere indirmek için vinç ve diğer çalışma ekipmanların olması lazım ki ortaya bir takım nitelikli eserler çıkması mümkün olsun. Aslında bu noktada iş insanlarına, yerel yönetimlere, geniş bir ticari hacme sahip taş sektörüne ve devlete kamu adına bir takım görev ve sorumluluklar düşmektedir. Heykel sanatında taş yontuculuğu ancak bu koşullar sağlandığı takdirde yol alabilir.
Söyleşi: Fatma Ebru BOZKURT
1999 yılında Hacettepe Üniversitesi Heykel bölümünden birincilik derecesiyle mezun olan Heykeltraş Deniz Erol bu sayıdaki konuğumuz.
Henüz 6-7 yaşlarında yaşadığı Alaca/Çorum’da yaptığı çamurdan heykelleri kurutarak muhafaza ettiği yılların ardından heykele olan ilgisi giderek artan Deniz Erol bu ilgisini üniversite eğitiminde tercih olarak belirleyerek Heykel Bölümünü seçiyor.
-Bize heykel sanatı ile tanışma hikayenizi anlatır mısınız?
Benim heykel sanatıyla ilgili hikayem; 1995 yılında Hacettepe Üniversitesi Heykel bölümüne girmekle başladı. 1999 yılında aynı bölümden birinci olarak mezun oldum. Heykel sanatına olan ilgimin kökeni ise çocukluk yıllarıma dayanıyor. Çocukluk dönemimin geçtiği Alaca / Çorum ili Hattuşaş, Alacahöyük Hitit uygarlığının geçtiği bölgeler ve bu bölgede sayısız Hitit eserleri ve bazalt heykeller ortaya çıkarıldı. Çocukluk yıllarımda buralara yaptığımız ziyaretlerden etkilenmiş olmalıyım ki bende o yıllarda henüz 6-7 yaşlarımda çamurdan birtakım heykeller yapıp onları kurutup muhafaza ettiğimi anımsıyorum. Heykelle olan ilk uygulama temelli anılarım buralara dayanmaktadır.
-Türk heykel sanatı dünya ölçeğinde nerede?
Hititler Yesemek’te (İslahiye/Gaziantep) dünyanın ilk heykel okulunu kurmuş bir uygarlık.1998 yılında o bölgeye yaptığım ilk ziyarette, Anadolu coğrafyası için heykel sanatının ne kadar eskiye dayandığına gözlerimle tanık oldum. Günümüzden yaklaşık 3500 yıl önce bu coğrafyada bir heykel okulu kurup heykeltıraşlar yetiştirerek heykeller üretmiş olmaları gerçekten büyüleyici gelmişti bana. Daha sonra Göbeklitepe ve Karahantepe kazıları ile bu tarih dahada geriye giderek 12000 yıl öncesine kadar gitti. Yani Heykel sanatına asla yabancı olmayan topraklar burası.
Heykel konusunda bu kadar köklü ve görkemli bir geçmişe sahip coğrafyamızda uluslararası düzeyde çok değerli sanatçılar yetiştirmiş olmamıza rağmen şu an heykel sanatı maalesef hak ettiği yere halen ulaşmış değil. Köklü bir sanat politikasının halen oturmamış olmasından tutunda genç sanatçıların yetişebileceği imkanların sağlanamamasına kadar bir sürü sebebi var. Bu konunun üstesinden gelebilmemiz için hepimize ayrı sorumluluklar düşüyor.
-Eserlerinizde taş kullanmayı niçin tercih ettiniz?
HEYKELTRAŞ İÇİN TAŞ EN ZORLU ÇALIŞMA DALIDIR!!
Sanıyorum bu kadar taş çeşitliliğine sahip dünyada başka bir ülke yoktur. Yüzlerce taş çeşitliliğine sahip olacaksınız ve taşla ilgili yapılan sanatsal etkinliklerin sayısı bir elin parmaklarının sayısını geçmeyecek. Taş zor ve yıpratıcı (fiziksel-maddi) bir süreç ve heykel sanatının en zorlu dalıdır. Taş yontmak için atölyenizin öncelikle taş çalışmaya uygun olması lazım. Taş çalışmak heykel sanatında kullanılan diğer materyallere benzemez. Teknik açıdan olanakların uygun olması lazım. Nakliye, gelen taşları uygun yere indirmek için vinç ve diğer çalışma ekipmanların olması lazım ki ortaya bir takım nitelikli eserler çıkması mümkün olsun. Aslında bu noktada iş insanlarına, yerel yönetimlere, geniş bir ticari hacme sahip taş sektörüne ve devlete kamu adına bir takım görev ve sorumluluklar düşmektedir. Heykel sanatında taş yontuculuğu ancak bu koşullar sağlandığı takdirde yol alabilir.
UFAK TEFEK VE SAKATLI TAŞLARIN YÜKSEK KATMA DEĞERLİ ÜRÜNLERE DÖNÜŞMESİ MÜMKÜN!
Heykel sanatına ilgi duyan genç yetenekler için İspanya’da taş yontu eğitimi veren özel kurumlar var, insanlar buraya gelip usta çırak ilişkisiyle taş yontu eğitimi alıyorlar ve burada eğitim alan insanlar taş yontu ile bağlantılı birçok alanda hizmet verebiliyor. Böyle bir eğitimin doğal taş sektörü içinde katkısı var. Ocaklarda ve fabrikalarda biriken ve keserek ekonomiye kazandırılamayan irili ufaklı veya sakatlı diye tabir edilen taşlardan çeşmeler, mezar taşları, şömineler ve çeşitli dekoratif eşyalar yapılarak yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülebilir. Benzer özel okullar ülkemizde de rahatlıkla bir iş insanı veya bir yerel yönetimlerin öncülüğünde açılabilir. Taş heykel sempozyumlarının sayısı, kalitesi ve çerçevesi artırılabilir. Taş sektörü, yerel yönetimler, vakıflar iş birliğiyle genişletilebilir. Devletimize düşen görev ise; bu oluşumların hayat bulması için kolaylaştırıcı kararlar almalı. Kendisini geliştirme şansı bulmuş genç sanatçıların yurtdışındaki uluslararası etkinliklere katılabilmesi için sanatçılara özel yeşil pasaport ve sigorta ile ilgili gerekli kolaylıkların ve düzenlemenin sağlanması olacaktır. Gerçekten bin bir emekle katıldığımız uluslararası proje yarışmalarına katılım hakkı kazandığımızda vize ve çıkış işlemlerimiz maddi ve manevi oldukça zorlayıcı oluyor.
HEYKELCİLİKTEKİ TERCİHİM: BÜYÜK ÖLÇEKLİ ANITSAL İŞLER
Bir heykel sanatçısı olarak yaklaşık 30 yıllık heykel serüvenimde birçok farklı malzemeyi kullanma ve deneyimleme şansım oldu. Yön ve tercih olarak ben heykel sanatının açık alan heykelciliği diyebileceğimiz büyük ölçekli anıtsal işler üzerine uzmanlaşmayı tercih ettim ve bu noktada ilerlemeye çalıştım. Heykel sanatının bu yönüne odaklanmam da emeği olan başta hocalarım-ustalarım Remzi Savaş, Rahmi Aksungur, Mehmet Aksoy gibi sanatçıların yanı sıra İlhan Koman, Anish Kapoor, Anthony Caro, Michael Heizer gibi isimlerin doğrudan veya dolaylı etkisi olmuştur.
Heykel sanatı dünyanın neresine giderseniz gidin açık alanlarda, tapınaklarda, mabetlerde, kültürel yapılarda meydanlarda taş ile hayat bulmuştur. Şimdi açık alan heykelciliği dediğimizde kullanılacak malzemelerin başında taş gelir.
TAŞIN ZAMANSAL GEÇMİŞİ VAR!
İklim ve hava koşullarına dayanıklı yapısıyla taş geçmişi ileriye taşıyabilecek en değerli malzemedir. Taşın zamansal bir geçmişi de var. Taşın haricinde bronz, çelik, metal vs gelir. Bu malzemelerin herhangi birisini projenin içeriğine ve gereksinimine göre tercih edebilirsiniz. Taş bu noktada ayrı bir öneme ve değere sahiptir. Ben Projenin içeriğine göre bazalt, granit, spektrolite, limestone, andezit, mermer (Uşak, Marmara, Kemalpaşa, Kaplanpostu, Emparador) gibi değişik taşları kullanma şansı buldum. Her taşın ayrı zorluk derecesi ve güzelliği var. Heykel sanatı yaratıcılığın yanı sıra tam bir planlama ve organizasyon yeteneği gerektirir. Özellikle Taş çalışıyorsanız yaptığınız çalışmanın başarılı bir şekilde sonuçlandırılması için her aşamasını ciddi ciddi planlamanız ve o plana harfiyen uymanız gerekir.
GEÇMİŞİN İZİNİ BİR TAŞTAN OKUMAK!
Heykel sanatında taşın ne kadar değerli bir malzeme olduğu, tarihi 12000 yıl öncesine dayanan Göbeklitepe ve Karahantepe kazılarında ortaya çıkan taş eserler ile kanıtlanmaktadır. Taş binlerce- milyonlarca yıl süren oluşum sürecini tamamlayıp sonra bir heykeltıraşın elinde bir esere dönüşüyor. Bugün bizler geçmişin izlerini, binlerce yıl önce yaşayan toplumların hangi süreçlerden geçtiğini taşların üzerindeki izleri okuyarak bularak öğreniyoruz. Bu nedenle taş; büyüleyici sihirli bir malzemedir. Tüm yerkürenin yaşanmışlıklarını ve hafızasını üzerinde içinde taşır.
-Heykelcilik uğraşısı ile geçen sürede kazandığınız başarılar var mı?
İlk taş yontu deneyimimin üzerinden 28 yıl geçti. Bu süreçte taş yontu teknolojileri inanılmaz gelişti ve değişti. O yılları düşününce günümüz teknolojisi karşısında teknik açıdan bakıldığında o yılların ne kadar ilkel kaldığını görebiliyorum. Bu 28 yıllık deneyimimi taş açısından kısaca belirtmek gerekirse birçoğu uluslararası olmak üzere 21 sempozyum ve etkinlikte bulunarak farklı taşları deneyimledim. Almanya, Abhazya, Fransa, İspanya gibi farklı ülkelerde eserler yaptım. Gaziantep, İzmir, Isparta, Alanya, Antalya, Malatya, Datça, Bakırköy, Erdek, Marmara Adası gibi farklı şehirlerde de eserler yaptım. Yıllara göre ise şu şekilde 1997-1998 ve 2001 yılında asistan olarak çalıştığım 4 proje dışında 17 projede kendi tasarımlarımı hayata geçirebilme şansı buldum. Bunların neticesinde 1999 da İhsan Doğramacı üstün başarı ödülü ve 60. Devlet-Resim-Heykel yarışması 1’lik ödülü, 2004 yılında Fransa Granit Heykel yarışması 4’lük ödülü, İspanya Genç Heykeltıraşlar yarışması Mansiyon ödülü gibi kazanımlarım oldu.
-İşlediğiniz temaları hangi kriterlere göre belirliyorsunuz?
Genellikle eserlerimde doğa olaylarını işliyorum. Bir örnek verecek olursak; Total eclipse beni çok etkilediği için seri işler yaptım. Yaşadığım bazı olaylardan esinlenerek benim hikayelerim diyebileceğim işler yaptım. Bu coğrafyadan kültürel hikayelerden esinlendiğim eserler oluşturdum. Açık alan projeleri oluştururken birçok argümanı göz önünde bulundurmanız gerekiyor. Kamuya ait bir alana bir proje üretmenin sorumlulukları çok daha farklı, çevresel dokudan tutunda o bölgenin insan hareketliğine, trafik akışına kadar bir sürü farklı konuyu gözetmeniz ve buna göre projenizi tasarlamanız gerekiyor. Yaptığım bu çalışmalar ve katıldığım etkinlikler içerisinde beni oldukça heyecanlandıranlar oldu. Bunlardan ilki Abhazya Cumhurbaşkanının bir yakının anıt mezarı için yaptığım melek heykeli oldu. 2,5-3 m3’lük monoblok Kemalpaşa mermerinden lifesize1/1 realistik bir çalışma yapmak benim için tarifsiz bir deneyimdi. Bir diğeri ise yarışmalı bir granit heykel sempozyumu için gittiğim Fransa’da yaşadığım bir olaydı. Burada yaklaşık 1aylık bir çalışma süreci vardı ve bu sürecin 10 günlük bölümü heykel yapımında kullanacağım şahsi yontu ekipmanlarımın ve aletlerimin olduğu malzeme çantamın Paris de havaalanı polisi tarafından tehlikeli bulunup el konulması sonucu gecikme ile işe başlayıp kalan 2/3 lik süre içerisinde insan üstü çalışıp diğer Avrupa ülkelerinden katılan heykeltıraş arkadaşlarıma yetişerek çalışmamı tamamlayıp 4’lüğü kazanmam oldu. Bunda, Granitleriyle meşhur Castres yöre halkının ve diğer Avrupa ülkelerinden katılımcı heykeltıraş arkadaşlarımın bana karşı gösterdikleri yakın ilgi ve dostluğun payı büyüktür. O nedenle son söz olarak şunu ifade etmek isterim ki; “sanat dostluk ve barış” demektir. Bu konuda emeği katkısı olan herkese sonsuz teşekkürler…




































