Kum Katrağından Robot Sistemlerine Uzanan 70 Yıl
“1980, 1990 ve 2000’li yıllar arasında büyük sıçramalar yaptık. Yeni fabrikalar açtık, modern makineler getirdik. 1984’te Gemlik’te modern bir tesis olan Marmosan Mermer ve Granit San. A.Ş.’yi kurdum. Kalitemiz arttıkça dünya bizi keşfetti. Ancak bu hızlı büyümenin kötü yanları da oldu. İş ahlakını unutanlar oldu; mermer işinin inceliklerini, desen ve ölçü hassasiyetini bilmeyenler piyasaya girdi. “Sandıklara doldur gitsin” mantığıyla gönderilen mallar geri dönünce Türk mermerine güven sarsıldı. Bu güveni tekrar tesis etmek için çok emek verdik, tavizler verdik.”
Röportaj: Ersin BOZKURT
Doğal taş sektörünün duayen isimlerinden Affan İrdel, babasından devraldığı bayrağı MARMOSAN ile ileriye taşırken sadece taşın değil, bir devrin dönüşümüne de şahitlik etti. İtalya’daki fuar anılarından sektördeki güven bunalımlarına, babasının vasiyetinden modern teknolojiye kadar her şeyi açık yüreklilikle anlatan İrdel, gençlere sesleniyor: “Mermercilikte proje işi en çok para getiren iştir, doğru adımla başlamak yeterlidir.
-“Doğal taş sektörüyle ilk temasınız nasıl oldu? Bu yolculuk bir tercih miydi, yoksa hayatın sizi yönlendirdiği bir kader mi?
Aslında tam bir kader değil; babam ben okurken zaten mermer fabrikası işletiyordu. Kendisi Gümrük ve İnhisarlar Bakanlığı’nda müfettişken istifa etmiş, mermer fabrikası açan bir arkadaşının yanına müdür olarak girmişti. 1953 yılında, ben henüz sekiz yaşımdayken kendi fabrikasını açtı. Üniversiteyi bitirdikten sonra babamla çalışmaya başladım. Sektörü çok seviyordum, uzun yıllar omuz omuza çalıştık. Babam yaşlandığında bir gün bana; “Tamam artık fabrika senindir; benden gördüklerini ve sana olan nasihatlerimi hiç unutma” dedi. Zaten iki sene sonra da maalesef vefat etti.
-Sektöre ilk adım attığınız yıllarda Türkiye’de doğal taş dünyası nasıldı?
O günlerden zihninizde en net kalan sahne nedir?
Son derece ilkeldi; daha doğrusu dünyadaki teknolojinin de bizim kullandığımız gibi olduğunu sanıyorduk. Kum katrağı vardı, bir bloğu bir haftada keserdi. Araştırınca nerede olduğumuz ortaya çıktı; çok gerilerdeydik. Sonradan İtalya’da Bari, Carrara ve Sant’Ambrogio gibi şehirlerdeki mermer fuarlarını keşfettik. Aramızdaki uçurumu o zaman fark ettik. O dönem Ankara’daki bakanlık binalarını yapan yabancı mimarlar, mermerleri yurt dışından sipariş ederdi. Biz ise sadece Selimiye ve diğer tarihi camilerdeki mihrap ve minberlerin mermer işçiliğiyle övünürdük.
-Sektörde “altın yıllar” olarak hatırladığınız dönem hangisiydi?
Biz Türkler, “Mermerciler Cemiyeti” safhasını kapatıp “Mermer İmal ve İhracatçıları” devrini başlattık. 1980, 1990 ve 2000’li yıllar arasında büyük sıçramalar yaptık. Yeni fabrikalar açtık, modern makineler getirdik. 1984’te Gemlik’te modern bir tesis olan Marmosan Mermer ve Granit San. A.Ş.’yi kurdum. Kalitemiz arttıkça dünya bizi keşfetti. Ancak bu hızlı büyümenin kötü yanları da oldu. İş ahlakını unutanlar oldu; mermer işinin inceliklerini, desen ve ölçü hassasiyetini bilmeyenler piyasaya girdi. “Sandıklara doldur gitsin” mantığıyla gönderilen mallar geri dönünce Türk mermerine güven sarsıldı. Bu güveni tekrar tesis etmek için çok emek verdik, tavizler verdik.
-Kumlu katraklardan multiwire teknolojisine uzanan bu büyük dönüşümü nasıl anlatırsınız?
Bizde bir söz vardır; “Makine çalışır, el övünür” diye… Sorunuzun tam karşılığı budur. Ben 81 yaşıma girdim ve bu müthiş evrime birebir şahit oldum. Benim yaşımda olup hâlâ faal olanlar bu gelişmeyi hayranlıkla izliyordur. Ara sıra yalnızken içimden; “Babacığım, kaldır başını da bir bak, mermercilik ne hale geldi, her iş nasıl kolaylaştı” dediğim oluyor.
-Bu dönüşüm sürecinde sizi en çok zorlayan “kırılma anı” neydi?
Gelen son teknoloji makineleri en rasyonel nasıl kullanacağımız sorusuydu. İtalya’ya fuara gidiyorsunuz, makineleri çalışırken görmek istiyorsunuz; size fabrikaları gezdiriyorlar ama sadece 15-20 dakika seyretmenize müsaade ediyorlar. Montaja gelen İtalyan teknisyenlerin çoğu mermer işinden anlamazdı, sadece makineyi kurardı. Neyse ki çalıştığımız Simec firmasının montörleri ricalarımız üzerine üretim inceliklerini de gösterirlerdi de işçilerimiz imalatı daha iyi kavrardı.
-Türk ve İtalyan mermerciler arasındaki en önemli fark sizce nedir?
İtalyan mermerci ile Türk mermerci arasında bugün teknoloji açısından önemli bir fark olduğunu düşünmüyorum. Onlar hangi teknolojiyi kullanıyorsa Türkiye’de de aynı teknoloji kullanılıyor. İtalyanları bir adım öne çıkaran asıl avantaj, Rönesans döneminden bu yana taş işleme kültürünün ve geleneğinin merkezinde yer almaları. Yüzyıllar içinde oluşan bu birikim, İtalyan doğal taş sektörüne dünya çapında güçlü bir güven ve marka algısı kazandırdı. Bu nedenle uluslararası pazarlarda İtalyan firmaları hâlâ önemli bir tercih avantajına sahip. Ancak Türkiye’nin sahip olduğu teknoloji, üretim kapasitesi, taş çeşitliliği ve giderek artan deneyimi düşünüldüğünde, zaman içinde bu algıyı değiştirmesi ve aradaki farkı kapatması son derece mümkün.
-Unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?
Yıllar evvel kalabalık bir grup meslektaşla Bari’deki fuara gittik. Akşam yemeğinde arkadaşlar; “Affan Bey, bize domuz eti yedirmesinler, sen ilgilen” dediler. Lokantaya 25 kişi girince adamlar korktu. Patronu çağırdım, durumu anlattım. Etler geldi ama kimse güvenip yemiyor, bana bakıyorlar. Ben yiyorum, onlar bekliyor. Lokanta sahibi durumu anlayınca dışarıdan sekiz adam çağırdı; adamlar koca bir danayı sırtlayıp lokantanın ortasına getirdiler. Patron bir de İncil bulmuş, elini üzerine koyup yemin ediyor: “Dana eti!” diye. Gülmekten öldük. Sonra bir baktım herkes şarap içiyor, kimi cebinden rakı çıkarmış… Patron yanıma gelip; “Galiba Müslümanlara hem domuz hem şarap haram, bu ne iş?” dedi. “Gözünü seveyim kurcalama, yesinler de gidelim” dedim.
-Bugünden geriye baktığınızda “keşke” dediğiniz bir karar var mı?
Hayatımı yönlendiren büyük kararlarda hiç “keşke” demedim. Sadece içimde kalan bir ukde vardır; babam beni üniversite için Amerika’ya göndermek istemiş ama annem “oralarda kötü alışkanlıklar edinir” diye izin vermemiş. Ben gidemedim ama oğlum ve kızım Amerika’da okudular. Kızım döndü, oğlum orada kaldı; başarılı bir interaktif tasarımcı oldu. Onlara hasret kaldık ama canları sağ olsun, iyi ki okutmuşum.
-Gençlere bu sektöre başlarken ne tavsiye edersiniz?
Mermercilikte üç sacayağı vardır: Ocak (hammadde), imalat (fabrika) ve pazarlama. Tanıtım ve dergi ilanlarını sokağa atılan para gibi görmesinler. Başlangıç için devasa bir fabrika şart değildir. Bugün proje işi en çok kazandıran iştir. 3-4 makine ve 300 metrekarelik bir atölyeyle, birkaç genç bir araya gelip harika işler çıkarabilir.
-Bu uzun yolculuğu tek bir cümleyle nasıl özetlersiniz?
İyi ki bu sektöre girmişim; babam güzel bir yol açtı, ben de çalışarak onu daha iyi yerlere getirdim; kimseyle ters düşmeden, aileme ve haddime sahip çıkarak yaşadım, bir aile reisi daha ne ister? Bin şükür.



















