Dördüncü Piramitte ‘HAZ’ veren imza!
Giza Piramitleri’nin yanı başında yükselen ve dünyanın tek bir uygarlığa adanmış en büyük arkeoloji müzesi olarak tanımlanan Grand Egyptian Museum, yalnızca Mısır’ın binlerce yıllık tarihini geleceğe taşıyan dev bir kültür projesi değil. Yaklaşık 190 bin metrekarelik doğal taş uygulamasının mühendislik ve montajında HAZ Marble / HAZ Mermer’in üstlendiği rol, Türk doğal taş sektörünün ulaştığı uluslararası teknik kapasitenin de dikkat çekici örneklerinden biri.
Giza Piramitleri’nin gölgesinde, insanlık tarihinin en büyük uygarlıklarından birinin mirasını geleceğe taşıyan yeni bir anıt yükseliyor: Grand Egyptian Museum.
Yaklaşık 490 bin metrekarelik alanıyla dünyanın tek bir uygarlığa adanmış en büyük arkeoloji müzesi olarak tanımlanan yapı, ölçeği ve Giza Piramitleri ile kurduğu mimari ilişki nedeniyle şimdiden “Dördüncü Piramit” olarak anılıyor.
Ancak bu dev yapının hikâyesinin doğal taş sektörü açısından çok özel bir başka boyutu bulunuyor.
Grand Egyptian Museum’un yüz binlerce ziyaretçinin göreceği cepheleri, zeminleri, merdivenleri ve anıtsal mimari elemanlarının arkasında, Türkiye’den dünyaya açılan önemli bir doğal taş mühendisliği tecrübesi bulunuyor.
HAZ Marble / HAZ Mermer.
190 BİN METREKARELİK DEV SORUMLULUK
Grand Egyptian Museum, doğal taşın yalnızca dekoratif bir yüzey malzemesi olarak kullanıldığı bir proje değil.
Taş, yapının mimari kimliğinin temel unsurlarından biri.
Bu nedenle uygulama süreci klasik bir taş tedariki ve montajının çok ötesinde mühendislik çözümleri gerektirdi.
HAZ Marble ile HAZ Mermer’in oluşturduğu ortak girişim, proje genelinde yaklaşık 190 bin metrekarelik doğal taş işinin tasarım, tedarik ve montaj sorumluluğunu üstlendi.
Çalışmanın kapsamına taşların uygulanmasının yanı sıra bunları taşıyan çelik alt konstrüksiyonların mühendisliği de dahil edildi.
Sabitleme sistemleri HAZ Metal üzerinden sağlanırken, büyük ölçekli çelik konstrüksiyonların gerektiği bölümlerde yerel uzman tedarikçiler de HAZ’ın teknik yönetimi altında projeye dahil edildi.
Bu büyüklük, HAZ’ın Grand Egyptian Museum’daki rolünü yalnızca bir doğal taş uygulayıcısı olmaktan çıkararak projenin önemli mühendislik aktörlerinden biri haline getiriyor.
MISIR’IN TAŞI, TÜRKİYE’NİN MÜHENDİSLİK DENEYİMİ
Projenin dikkat çekici özelliklerinden biri de kullanılan doğal taşların büyük bölümünün Mısır kaynaklarından seçilmesi.
Verdi Ghazal graniti geniş zemin alanlarında ve bazı iç mekân uygulamalarında kullanılırken, Teriesta/Sinai Pearl kireçtaşı cephe kaplamalarında, peyzaj alanlarında ve zeminlerde mimarinin temel malzemelerinden biri oldu.
Böylece Grand Egyptian Museum’un mimari dili, üzerinde yükseldiği coğrafyanın taşlarıyla kuruldu.
Ancak bu taşların yaklaşık 190 bin metrekarelik dev bir mimari sistem içerisinde uygulanması, farklı bir uzmanlık gerektiriyordu.
İşte Türk firmasının projedeki asıl başarısı burada ortaya çıktı.
Yerel taş ile uluslararası mühendislik deneyimi aynı yapıda buluştu.
EĞİMLİ CEPHELERDE MÜHENDİSLİK SINAVI
Grand Egyptian Museum’un mimarisi, geleneksel düz cephelerden çok daha karmaşık geometrilere sahip.
Özellikle ana binanın kuzey cepheleri ile konferans yapısının kuzey ve güney cephelerindeki eğimli yüzeyler, doğal taş uygulaması açısından ciddi mühendislik çözümleri gerektirdi.
Teriesta kireçtaşının bu yüzeylere mekanik olarak sabitlenebilmesi için özel çelik alt konstrüksiyon sistemleri geliştirildi.
Burada taş artık yalnızca seçilen ve kesilen bir malzeme değildi.
Taşın ağırlığı, bağlantı noktaları, taşıyıcı sistemle ilişkisi, yüzey geometrisi ve uzun vadeli performansı aynı mühendislik denkleminde çözülmek zorundaydı.
HAZ ekibinin projedeki uluslararası deneyimi tam da bu noktada belirleyici oldu.
DEV TAŞLARLA İNŞA EDİLEN GRAND STAIRCASE
Müzenin en etkileyici bölümlerinden biri olan Grand Staircase de doğal taş mühendisliğinin sınırlarını gösteren uygulamalardan biri.
Burada kullanılan Verdi Ghazal granit basamakların her biri yaklaşık 1494 x 640 milimetre ölçülerinde ve 110 milimetre kalınlığında üretildi.
Bu dev granit elemanların post-tensioned prefabrik beton kirişler üzerine hassas biçimde yerleştirilmesi, sıradan bir merdiven uygulamasından çok daha karmaşık bir mühendislik operasyonuna dönüştü.
Ortaya çıkan sonuç ise doğal taşın mimari ihtişam ile mühendisliği aynı noktada buluşturabileceğinin güçlü bir göstergesi oldu.
HAVADA ASILI BİR OBELİSK
Grand Egyptian Museum’un sembolik mimari unsurlarından biri olan Hanging Obelisk de HAZ’ın uygulama alanlarından biri oldu.
Anıtsal yapının bazı yüzeyleri özel olarak işlenmiş Double Black granit ile kaplandı.
Binlerce yıllık Mısır uygarlığının en güçlü sembollerinden biri olan obelisk böylece çağdaş doğal taş mühendisliğiyle yeniden yorumlandı.
Geçmişin taş anıtı ile bugünün mühendisliği aynı noktada buluştu.
“STILETTOS”: TAŞ VE ÇELİĞİN BULUŞMASI
Projenin en sıra dışı mühendislik detaylarından biri ise ekip tarafından “Stilettos” olarak adlandırılan dev taşıyıcı elemanlarda ortaya çıktı.
Üç büyük yapısal boru, üç yüzlü konik formlara dönüştürüldü ve yüzeylerinin ikisi Teriesta doğal taşıyla mekanik olarak kaplandı.
Bu uygulama için gerekli alt konstrüksiyon sistemi de HAZ tarafından tasarlandı.
Taş burada klasik cephe kaplamasının sınırlarını aşarak yapının heykelsi mimarisinin parçasına dönüştü.
PİRAMİTLERE UZANAN İKİ KİLOMETRELİK YOL
Grand Egyptian Museum projesi müze binasıyla sınırlı kalmadı.
Müzeyi Giza Piramitleri’ne bağlayan yaklaşık iki kilometrelik Grand Walkway de projenin en dikkat çekici bölümlerinden biri olarak tasarlandı.
Bu alanda Marmonil yaklaşık 41 bin metrekare doğal taş sağlarken, teknik uygulama ve montaj çalışmalarında HAZ Marble görev aldı.
Nero Aswan Granite, Verdi Ghazal Granite, Sinai Pearl Limestone ve Hashma Sandstone gibi Mısır’ın farklı jeolojik karakterlerini temsil eden taşlar, modern bir peyzaj dili içerisinde yeniden yorumlandı.
Böylece ziyaretçinin müzeden piramitlere doğru yaptığı yolculuk aynı zamanda Mısır’ın doğal taş coğrafyası içerisinde yapılan bir yolculuğa dönüştü.
TAŞ SATMAKTAN MÜHENDİSLİK İHRAÇ ETMEYE
Grand Egyptian Museum’un Türk doğal taş sektörü açısından belki de en önemli mesajı burada yatıyor.
Küresel doğal taş sektöründe rekabet artık yalnızca hangi ülkenin daha fazla blok çıkardığı veya daha fazla metrekare ürün ihraç ettiğiyle ölçülmüyor.
Büyük uluslararası projeler giderek daha fazla mühendislik, proje yönetimi, detay çözümü, üretim organizasyonu, lojistik ve uygulama kabiliyeti talep ediyor.
HAZ Mermer’in Giza’daki rolü bu dönüşümün önemli örneklerinden biri.
Türkiye bu projeye kendi taşını satmadı.
Fakat bundan çok farklı bir değer ihraç etti:
Bilgi, mühendislik, proje yönetimi ve doğal taş uygulama tecrübesi.
Bu nedenle Grand Egyptian Museum’a yalnızca Mısır’ın büyük kültür yatırımlarından biri olarak bakmak eksik kalır.
Proje aynı zamanda Türk doğal taş sektörünün dünya ölçeğindeki büyük ve karmaşık projelerde hangi seviyeye ulaşabileceğini gösteren güçlü bir referans niteliğinde.
DÖRDÜNCÜ PİRAMİTTE BIRAKILAN İZ
HAZ Group CEO’su Abit Yeşilkaya, projenin şirket açısından taşıdığı anlamı anlatırken Grand Egyptian Museum’daki çalışmayı şirket tarihinin en gurur verici anlarından biri olarak tanımlıyor.
Bu gururun arkasında yalnızca 190 bin metrekarelik dev bir uygulama bulunmuyor.
Giza gibi insanlık tarihinin en sembolik coğrafyalarından birinde, binlerce yıl ayakta kalması hedeflenen çağdaş bir yapının inşasında bırakılan teknik bir imza bulunuyor.
Piramitleri yapan uygarlık taşı sonsuzluğun malzemesi olarak seçmişti.
Binlerce yıl sonra aynı coğrafyada yükselen Grand Egyptian Museum da mimari kimliğini yeniden doğal taş üzerine kurdu.
Ve “Dördüncü Piramit” olarak adlandırılan bu yapının taş mühendisliğinde Türkiye’den çıkan bir şirket önemli bir rol üstlendi.
Bazı projeler metrekarelerle ölçülür.
Bazıları ise geride bıraktıkları referansla.
Grand Egyptian Museum, HAZ Mermer için ikincisine dönüşmüş durumda.























