“Mermer Bir Malzeme Değil, Kendi Hikayesi Olan Bir Anlatıcıdır”
Nesneleri yaşayan organizmalara dönüştüren dünyaca ünlü İtalyan tasarımcı Elena Salmistraro ile taşın kişiliğini konuştuk. Salmistraro’ya göre mermer, insan zamanının ötesine geçen, kusurlarıyla öykü anlatan ve teknolojiyle dizginlenemeyen vahşi bir duygu kaynağı. Milano’nun tasarım dehası, bizi taşın kalbindeki o oyuncu ve derin ruhu keşfetmeye davet ediyor.
Röportaj: Ersin BOZKURT
Elena Salmistraro’nun dünyasında mermer, statik bir kütle olmaktan çıkıp bir sahne sanatçısına dönüşür. Onun ellerinde Massa’nın bembeyaz ışığı ile Ragusa’nın karanlık derinliği, modern formlarla buluşarak yeni bir dil oluşturur. Tasarımı bir “duygu işlevi” olarak gören Salmistraro, taşın katılığını hayal gücünün esnekliğiyle kırıyor. Lithea ile yaptığı son çalışmalarından hareketle, taşın sadece mekanları değil, ruhumuzu da nasıl şekillendirdiğini kendisinden dinliyoruz.
-İşleriniz genellikle nesneleri karakterlere dönüştürüyor. Peki, taşın da bir kişiliği olabilir mi?
Kesinlikle evet; heykel tarihi bunu her zaman kanıtlamıştır. İnsanoğlu antik çağlardan beri maddenin içinde yaşayan, gerilimleri ve duyguları çağrıştıran canlı bir varlık olduğunu fark etmiştir. Taş asla nötr değildir; bazen sessiz ama her zaman tanınabilir, kendine has bir ses taşır. Çalışmalarımda taşı modellemeden önce “dinlenmesi gereken bir malzeme” olarak ele alma ayrıcalığına sahip oldum. Her ocağın bir atmosferi, her bloğun bir eğilimi vardır. Taş, kendi içinde barındırdığı duyguyu dışarı vurur; bu da onunla kurulan ilişkiyi kişisel kılar.
“Zamana Direnen Soyluluk: Taşın Yavaşlığı”
-Doğal taşla çalışırken sizi en çok heyecanlandıran şey nedir?
Beni en çok heyecanlandıran, doğal taşın insan zamanının çok ötesine geçen kalıcılığının farkında olmaktır. Taş bizim hızımıza ayak uydurmaz; bize kendi çok daha yavaş ve derin ritmini dayatır. Onun asaleti tam olarak buradadır. Taş; çıkarılmasından işlenmesine, projenin tanımlanmasına kadar her aşamada zaman ister. Bu zaman bir engel değil, değerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Sizi yavaşlamaya, daha iyi gözlemlemeye, daha kesin ve bilinçli seçimler yapmaya zorlar.
“Kusurların Anlatısı: Taşın Doğal Arşivi”
-Taşa bir malzeme olarak mı yoksa bir anlatı aracı olarak mı yaklaşıyorsunuz?
Her ikisi de, aralarında keskin sınırlar yok. Taşı basit bir malzemeye indirgemek kaçırılmış bir fırsat olurdu. İçinde bizim yazmadığımız bir anlatı zaten mevcuttur. Genellikle “kusur” olarak görülen şeyler bir hikayeye dönüşebilir. Boşluklar, katmanlar, fosil izleri benim için düzeltilmesi gereken kusurlar değil, köken ve dönüşümden bahseden işaretlerdir. Çalışmalarımla var olanı silmek değil, aksine onu vurgulamak, ona eşlik etmek ve ona ses vermek istiyorum.
“Mermerin Renkli Sesi: Lithea ile Çağdaş Bir Okuma”
-Projelerinizde renk ve form güçlü bir varlığa sahip. Taş, bu ifade diline nasıl dahil oluyor?
Taş işlerime statik bir malzeme olarak değil, canlı bir madde olarak giriyor. Uzun yıllardır iş birliği yaptığım Sicilyalı firma Lithea ile tam olarak bu yönde çalışıyoruz. Renk, doku ve grafiksel bir okuma ile doğal taşı sadece yapısal değil, dışavurumcu bir öğe olarak öne çıkarmaya çalışıyoruz. Geleneksel yaklaşımdan uzaklaşan ama daha özgür ve çağdaş bir perspektif açmamızı sağlayan bir süreç bu.
“Duygu Bir Aksesuar Değildir, Bir Fonksiyondur”
-Taş “oyuncu” (playful) olabilir mi?
Kesinlikle evet. Önyargısız yaklaştığınızda taşın yumuşak, düzensiz, ironik ve hatta hafif olabildiğini keşfedersiniz. Tasarımcılar olarak görevimiz sadece yararlı bir şeye form vermek değil, aynı zamanda güzellik ve duygularla da ilgilenmektir. Duygu bir aksesuar değil, gerçek bir fonksiyondur. Eğer her şey sadece teknik ve işlevsel olsaydı, derinlemesine sosyal ve duygusal varlıklar olan kendimizden uzaklaşma riskiyle karşı karşıya kalırdık.
“Teknoloji ve Maddenin Diyaloğu”
-Bu kadar sert ve kalıcı bir malzemeyle çalışırken ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
Zorluklar çok fazla; kalınlıkları yönetmekten kavislerle başa çıkmaya kadar… Taş affetmez; her seçim önceden dikkatle düşünülmelidir çünkü yaptığınız şey kalıcıdır. Bugün, birkaç yıl öncesine kadar imkansız görünen sınırları aşmamızı sağlayan olağanüstü makinelerimiz var. Malzemeyi tanımak ve teknolojiyi en iyi nasıl kullanacağınızı anlamak büyüleyici bir keşif egzersizidir.
“Hataların Doğurduğu Cesaret”
-Taşın yaratıcılığı sınırladığını mı yoksa onu daha ileriye ittiğini mi düşünüyorsunuz?
Ben bunu bir sınır olarak görmüyorum. Aksine, taş benim için çok güçlü bir teşvik. Taş, sizi daha bilinçli ama aynı zamanda daha cesur olmaya zorluyor. Bu çalışma biçimi kaçınılmaz olarak hataları da beraberinde getiriyor. Ama bunları başarısızlık olarak görmüyorum; onlar sürecin bir parçası, gerçekten hayal bile edemeyeceğiniz sonuçlara ulaşmanın gerekli adımlarıdır.
“Taş Bir Oyuncudur”
-Duygu olarak “taşı” temsil eden tek bir parça tasarlayacak olsaydınız, bu neye benzerdi?
Duygu olarak taşı temsil edecek tek bir parçanın var olabileceğine inanmıyorum; çünkü taş tek bir şey değildir. Bu yıl Milano Salone del Mobile’de Lithea ile Yunan tiyatrosundan esinlenen bir duvar maskesi serisi üzerinde çalıştım. Taşı sanki bir yüzmüş, dışavurumcu ve teatral bir oyuncuymuş gibi kullanmaktan keyif aldım. Çünkü taş tam bir oyuncu gibi davranır; her rolü üstlenebilir, bir duygudan diğerine geçebilir ve her zaman kendisi kalarak sürekli dönüşebilir.
Kutu İçinde
BİYOGRAFİ:
Formun ve Duygunun Mimarı
2017 yılından bu yana İtalya Dışişleri Bakanlığı tarafından “Dünya İtalyan Tasarım Elçisi” unvanıyla onurlandırılan sanatçı; Apple, Disney, Alessi ve doğal taş uzmanı Lithea gibi markalarla ikonik koleksiyonlara imza atmıştır. Eserleri Milano Triennale Tasarım Müzesi ve Guggenheim Venedik gibi merkezlerde sergilenmektedir.
1983 Milano doğumlu olan Elena Salmistraro, günümüz İtalyan tasarım dünyasının en eklektik ve heyecan verici figürlerinden biri olarak kabul ediliyor. Eğitimini Brera Güzel Sanatlar Akademisi ve ardından Milano Politeknik Üniversitesi (Politecnico di Milano) Endüstriyel Tasarım bölümünde tamamlayan sanatçı, 2009 yılında mimar Angelo Stoli ile birlikte kendi stüdyosunu kurdu.
Salmistraro’nun çalışmaları, nesnelere adeta birer ruh üfleyen “animist” bir yaklaşımla şekillenir. Onun için bir obje, sadece işlevsel bir araç değil; üç boyutlu dokular, canlı renkler ve mitolojik referanslarla örülmüş bir anlatıcıdır. Tasarım dünyasında “Duygu bir işlevdir” ilkesini savunan sanatçı, illüstrasyon ile ürünü, zanaat ile teknolojiyi benzersiz bir uyumla birleştirir.
2017 yılından bu yana İtalya Dışişleri Bakanlığı tarafından “Dünya İtalyan Tasarım Elçisi” unvanıyla onurlandırılan sanatçı; Apple, Disney, Alessi ve doğal taş uzmanı Lithea gibi markalarla ikonik koleksiyonlara imza atmıştır. Eserleri Milano Triennale Tasarım Müzesi ve Guggenheim Venedik gibi merkezlerde sergilenmektedir.




















